8 Temmuz 2016 Cuma

Yaratılış Gerçeği 1/2

Yaratılış Gerçeği 1/2

kuşlar
Evrendeki tüm ilmin sahibi olan Allah, uçuş sırasında yüksek miktarda oksijene ihtiyaç duyan kuşlar için kompleks bir solunum sistemi yaratmştır. Kuş akciğerleri, kara canlılarının akciğerlerine göre tamamen ters biçimde işler. Kara canlıları havayı aynı kanaldan alır ve verirler. Kuşlarda ise hava, akciğerlerde sürekli tek bir yönde hareket eder. Bu, akciğerlerin etrafında bulunan özel "hava kesecikleri" tarafından sağlanmaktadır. Böylece kuşun yüksek enerji ihtiyacı karşılanmış olur.
www.olumgercegi.com
bebek
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.
(Haşr Suresi, 24)
kaplan
Kaplanlar genellikle gece avlanırlar. Gece görüşleri insanınkinden 6 kat daha iyidir. Diğer kediler gibi avlarını pusuya yatarak yakalayan kaplanlar çok sessiz ve fark ettirmeden hareket ederek, avlarını takip ederler.
www.ahiretvar.com
kutup ayısı
Kutup ayıları, buzullarda yaşamak üzere yaratılmışlardır. Bir kutup ayısı, ayak parmaklarının arasındaki oyuklar sayesinde buz yüzeyini vakum etkisiyle kolaylıkla kavrar. Böylelikle buz üzerinde uzun mesafeleri kaymadan rahatça yürüyebilir. Parmaklarının arasındaki ağımsı yapı sayesinde ise, saatte 10 km hızla yüzebilir ve 100 km gibi bir mesafeyi hiç dinlenmeden kat edebilir.
www.sosyaldarwinizm.com
kaplan
Karanlıkta dolaşan aslanların ışığı mümkün olduğu kadar fazla toplayabilmeleri için gözlerinde özel bir yaratılış vardır. Bu sayede mükemmel bir gece görüşüne sahiptirler. Diğer canlılara göre daha büyük olan göz bebekleri ve lensleri aslanları iyi birer avcı yapan en önemli özelliklerdendir. Allah bu canlıları içinde yaşadıkları ortama en uygun Aözelliklerle birlikte yaratmıştır.
www.peygamberlerimiz.org
kuzu ve çocuk
Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz. 
(Nahl Suresi, 5)
yunus
Bir yunus 3 km uzakta yan yana duran iki ayrı metal parayı, ses dalgalarını kullanarak birbirinden ayırt edebilir. Yunuslar birbirlerine 220 km uzaklıktan mesaj yollayabilirler.
www.munafikliklamucadele.com
köpek yavruları
Köpeklerin burunlarındaki koku hücrelerinin sayısı insanlarınkinden kat kat fazladır. Bu nedenle sokakta yürüyen bir insan ile yanında gezdirdiği köpeğin algıladıkları kokular aynı değildir. Köpek, sahibinin farkına varmadığı kokulardan, bulunduğu ortam ile ilgili çok detaylı bilgi edinir. Havadaki en küçük oranlardaki kokuları dahi güçlük çekmeden tespit eder. Söz konusu özellikleri nedeniyle, kayıp insanları, patlayıcı maddeleri ve felakete uğramış kişileri bulmakta köpeklerden faydalanılır.
www.olumgercegi.com
kız çocuğu ve manzara
Yeryüzündeki tüm canlı varlıkların temel yapı taşı karbon elementidir. Canlıların bedenlerini oluşturan organik moleküller, yani proteinler, yağlar, karbonhidratlar karbon atomlarının farklı bileşiklerinden meydana gelmiştir. Karbon elementi, ancak devasa yıldızların merkezinde özel reaksiyonlar sonucunda üretilir. Bu mucizevi reaksiyonlar gerçekleşmese, bugün evrende karbon diye bir element, diğer anlamıyla canlılık diye bir kavram olmayacaktı. Bu örnek, evrenin tek bir anda mükemmel şekilde yaratıldığının açık bir delilidir.
www.psikolojiksavas.net

Yaratılış Gerçeği 2/2

Yaratılış Gerçeği 2/2

Messel Kuşu, kuş fosili
Resimde görülen kuş fosili, ünlü Messel Oluşumu'nda bulunduğu için bu isimle anılmaktadır. Kara canlılarından tamamen farklı bir yapıya sahip olan kuşların hiçbir vücut mekanizması kademeli evrim modeliyle açıklanamaz. Herşeyden önce kuşu kuş yapan en önemli özellik olan kanatlar evrim teorisi için çok büyük bir çıkmazdır.
www.evrimyok.com
Messel Kuşu
Dönem: Senozoik zaman,Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Almanya
karınca, amber içinde karınca
Teknoloji, kolektif çalışma, askeri strateji, gelişmiş bir iletişim ağı, örnek ve rasyonel bir hiyerarşi, disiplin, kusursuz bir şehir planlaması... İnsanların her zaman yeteri kadar başarılı olamadığı bu alanlarda, karıncalar daima başarılıdırlar.
Ve bu durum on milyonlarca yıldır aynıdır.
www.burmaamberleri.com
dikenli vatoz fosili
1) Dikenli Vatoz (solda)
2) Ringa Balığı (aşağıda, kırmızı çerçeve içinde)
3) Günümüz denizlerinde görülen dikenli vatoz (sol, altta)

ringa balığı fosili
Bir üstteki resimde görülen fosilde Dasyatidae (dikenli vatozlar) familyasına dahil bir dikenli vatoz ve ringa balığı
birarada bulunmaktadır. Günümüzde yaşayan dikenli vatozların ve ringaların bundan on milyonlarca yıl önce yaşamış olan örneklerinden hiç farkı olmadığını ortaya koyan bu fosil, evrimi geçersiz kılan sayısız delilden biridir.
www.darwinistyenilgininacisi.com
(Üstte) Dikenli Vatoz ve
(solda) Ringa Balığı
Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi
Yaş: 54 - 37 milyon yıl
Bölge: Green River Oluşumu, ABD
Sol üstte 54- 37 milyon yıllık ringa balığı fosili
Sol altta sağda ise günümüzde yaşayan ringa balığı örneği bulunmaktadır.
Manolya Yaprağı fosili
Bugüne kadar bulunan çok sayıdaki bitki fosillerinin ortak bir özelliği vardır: Hepsi kusursuz bitkilerdir ve bugünkülerle tıpatıp benzerlik göstermektedirler. Ayrıca bitkilerin gerçekleştirdiği fotosentez olayının oluşumunu tesadüflerle açıklamak imkansızdır.
www.evrimsizkafataslari.com
Manolya Yaprağı
Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Cache Creek Oluşumu, Kanada
Bal Arısı, amberde bal arısı
Bal arılarının davranışları evrimciler açısından soru işaretleri ile doludur. Örneğin evrimciler bal arılarının petek yapımında kullandıkları akıl almaz hesapları evrim teorisinin hiçbir hayali mekanizması ile açıklayamamaktadırlar. Milyonlarca yıldır aynı olan arılar, Darwinizm’e
büyük bir darbe indirmektedir.
www.bocekfosilleri.com
Bal Arısı
Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi
Yaş: 45 milyon yıl
Bölge: Rusya
Ginkgo Yaprağı fosili
Biyolog Francis Hitching, bugüne kadar evrim teorisini destekleyen tek bir fosilin bile olmadığını şöyle ifade eder:
"Eğer fosiller buluyorsak ve eğer Darwin'in teorisi doğruysa, o halde kayaların belirli bir grup yaratığın, daha kompleks bir başka grup yaratığa doğru küçük kademelerle ev-evrimleştiğini gösteren kalıntılar ortaya çıkarması gerekir.
Bu nesilden nesile ilerleyen "küçük gelişmelerin" son derece iyi korunmuş olması gerekir. Ama durum hiç de böyle değildir. Aslında, bunun tam tersi doğrudur..." (Francis Hitching, The Neck of the Giraffe: Where Darwin Went Wrong, Tichnor and Fields, s. 40)
Ginkgo Yaprağı 
Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Kanada
Yanda 50 milyon yıllık ginkgo yaprağı ve altta sağda ise bu fosilden hiçbir farkı olmayan günümüz ginkgo yaprağının örneği görülmektedir.
kaplumbağa fosili
Darwinistlerin kaplumbağanın kabuklu yapısına, dokularına bir açıklama getirebilmeleri gerekmektedir. Tüm bunların hayali evrimsel süreçte nasıl tesadüfen geliştiğini gösterebilmeli ve buna dair deliller ortaya koyabilmelidirler. Ancak Darwinistler bir canlının gelişimi konusunda yalnızca hikayelere başvururlar. Hikayelerini destekleyecek evrimsel delillerden ise tümüyle yoksundurlar. Darwinistlerin karşılaştıkları her zaman yaşayan fosiller olacaktır.
www.darwintitredi.com
Kaplumbağa
Dönem: Senozoik zaman, Oligosen dönemi
Yaş: 37-23 milyon yıl
Bölge: Nebraska, ABD
kayaarmudu yaprağı fosili
Evrimin hayali mekanizmalarından biri olan mutasyonun ve tesadüflerin, bitkilerin oluşumunu açıklayamadığını evrimci Pierre-Paul Grassé şöyle itiraf etmektedir:
"Mutasyonların havyanların ve bitkilerin ihtiyaçlarının karşılanmasını sağladığına inanmak, gerçekten çok zordur.
Ama Darwinizm bundan fazlasını da ister:
ek bir bitki, tek bir havyan, tam olması gerektiği şekilde binlerce ve binlerce faydalı tesadüfe maruz kalmalıdır.
Yani mucizeler sıradan bir kural haline gelmeli, inanılmaz derecede düşük olasılıklara sahip olaylar kolaylıkla gerçekleşmelidir. Hayal kurmayı yasaklayan bir kanun yoktur, ama bilim bu işin içine dahil edilmemelidir."
(Pierre-Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, s. 103)
Solda 50 milyon yıllık kayaarmudu yaprağı fosili ve üstte ise günümüz karaarmudu yaprağı örneği görülmektedir.
sekoya dalı fosili
Dünyanın en büyük ağaç türü olarak bilinen sekoyalar, aynı zamanda çok uzun ömürlüdürler. Yaklaşık 150 metre yüksekliğinde, 1000 yaşında olan örnekleri bulunmaktadır. Çoğunlukla Kuzey Amerika'da yaşarlar. Fosil örnekleri, sekoyaların milyonlarca yıldır aynı olduklarını, yani evrim geçirmediklerini ortaya koymaktadır. Resimde görülen 50 milyon yıllık sekoya dalı fosilinin, günümüzdeki örneklerinden hiçbir farkı yoktur. Sekoyalardaki bu değişmezlik tüm canlılar gibi sekoyaları da Allah'ın yarattığının delillerindendir.
www.kambriyenvedarwin.com
Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Cache Creek Oluşumu, British Columbia, Kanada
Yanda 50 milyon yıllık sekoya dalı fosili ve bu fosilden hiçbir farkı olmayan günümüz sekoya dalı.
Yılan sineği larvası, amber içinde
Yılan sineklerinin larvaları en düz yüzeylere dahi tırmanabilecek bir yapışma organına sahiptir. Bu canlı, yaklaşık 45 milyon yıl önce de, günümüzdekiler gibi son derece üstün donanımlara sahipti. Söz konusu canlının her
detayı, amberlerde oldukça iyi korunmuş şekilde günümüze kadar gelmiştir. Canlının mükemmel şekilde korunmuş olan özellikleri, evrimcileri tamamen açıklamasız bırakmaktadır. Spekülasyonlara mahal vermeyecek kadar belirgin yapılar, milyonlarca yıl boyunca hiçbir
evrimleşmenin gerçekleşmediğini açıkça ilan eder.
www.evrimteorisivefosiller.com
Yılan sineği larvası
Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi
Yaş: 45 milyon yıl
Bölge: Rusya
Günümüzde yaşayan yılan sineği.
Amber içinde cırcır böceği
2 cm boylarında olan cırcır böcekleri parlak renkli, yuvarlak iri başlı, kısa kanatlı, uzun antenli böceklerdir. Sadece erkekleri ön kanatlarını birbirine sürterek ses çıkarır ve dişileri kendilerine çekerler. Resimdeki amber içinde yaklaşık 45 milyon yıldan beri hiç bozulmadan kalmış olan bir cırcır böceğinin günümüzdeki örneğine baktığımızda tamamen aynı özellikleri taşıdığını görürüz. Bu da bize canlıların ilk yaratıldıkları günden bu yana aynı özelliklere sahip olduklarını, dolayısıyla hiçbir zaman evrimleşmediklerini kanıtlamaktadır.
www.baltikamberleri.com
Amber içindeki fosilden hiçbir farkı olmayan günümüz cırcır böceği.
Cırcır Böceği
Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi
Yaş: 45 milyon yıl
Bölge: Rusya

Giriş

Giriş

Allah'ın insanlar için, yaratılışlarına en uygun olarak seçtiği din, İslam dinidir. Allah Kuran ahlakını insanların yaşayabilmesi için çok kolay kılmıştır. Din ahlakı, insanların üzerindeki tüm külfeti, kısıtlayıcı ve sınırlayıcı, insanlara zorluk getiren ağırlıkları kaldırır. İnsanın sadece sonsuz merhametli, şefkatli, bağışlayıcı, salih kulları için herşeyi hayırla yaratan, tüm gücün sahibi olan Allah'ın kendisi için belirlediği kadere teslim olmasını, herşeyde sadece O'nun rızasını arayarak O'na yönelmesini bildirir.
Evrendeki her varlığın ve gerçekleşen her olayın sahibi olan Allah'a güvenip dayanmak ve O'nu dost edinmek, bir insanın hayatındaki tüm korkuların, endişelerin, sıkıntıların ve zorlukların da sonu demektir. Kuran ahlakını yaşayan bir insan için dinin getirdiği en önemli kolaylık ve güzelliklerden biri budur. Bunun dışında Allah, tüm emir ve hükümlerini insanların fıtratlarına en uygun şekilde bildirmiştir ve hiçbirinde bir zorluk bulunmamaktadır.
Allah, Kuran'da din ahlakının kolay olduğunu, dinine tabi olanların işlerini kolaylaştıracağını şöyle bildirir:
"Ve seni kolay olan için başarılı kılacağız." (A'la Suresi, 8)
"… O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi)..." (Hac Suresi, 78)
Peygamberimiz (sav) de, bu ayetler doğrultusunda "Din kolaylıktır." (Buhari, Iman: 29; Nesai, İman: 28; Musned, 5:69) diye buyurarak, insanları din ahlakını yaşamaya davet etmiştir.
İnsanların dinde zorluk olarak gördükleri uygulama veya inançlar ise, dine sonradan müşrikler veya insanları dinden uzaklaştırmak isteyen inkarcılar tarafından eklenmiş ve hak dinin bir parçasıymış gibi insanlara aktarılmıştır. Bazı kimseler de, kendilerini daha takva göstermek için zor olanı yapmanın daha makbul olacağı yanılgısına kapılarak, gösterişe yönelik bir din anlayışını benimsemişlerdir. Oysa, Peygamber Efendimiz (sav) yanındaki Müslümanlara her zaman dini "kolaylaştırmayı" emretmiştir. O halde salih Müslümanlar bu emre itaat etmeli ve insanlara kolay olanı zor göstermenin vebalini yüklenmemelidirler. Peygamber Efendimiz (sav)'in bu konuyla ilgili bir hadisi şöyledir:
"Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin." (Hz. Said ibni Ebu Berde r.a.) (Ramuz El-Hadis 2. Cilt, s. 510)
Bu kitapta da, Peygamberimiz (sav)'in bu tavsiyesine uygun olarak, Allah'ın dininin yaşanmasının son derece kolay olduğu hatırlatılmaktadır. Ayrıca İslam dininin, insanın yaratılışına, huzuruna, mutluluğuna en uygun yaşam biçimi olduğu ve Kuran ahlakına uyularak sürdürülen yaşamın bir insan için olabilecek en güzel yaşam olduğu anlatılmaktadır.

Kuran, Kolay Olana İleten Bir Rehberdir

Kuran, Kolay Olana İleten Bir Rehberdir

Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik. İçi titreyerek korku duyanlara; ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).(Taha Suresi, 2-3)
Allah, tarih boyunca tüm insanlığa doğruyu bulmaları, kesin olan bilgiye ulaşabilmeleri ve din hakkında bilgi edinebilmeleri için kutsal kitaplar ile bu kitapları insanlara ileten ve açıklayan peygamberler göndermiştir. Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği son kitap ise Kuran'dır. Bir ayette Kuran'ın yol gösterici özelliği için şöyle bildirilir:
Bundan (Kur'an'dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler. Doğruyu yanlıştan ayıran (Furkan)ı da indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah güçlüdür, intikam alıcıdır. (Al-i İmran Suresi, 4)
Allah'ın Kuran'dan önce indirdiği kitaplar, müşrikler ve dine karşı olan bazı insanlar tarafından tahrif edilmiştir. Bu kitaplar, içlerine birçok hurafe ve batıl inanç eklenerek özlerinden uzaklaştırılmışlardır. Ancak Allah son kutsal kitap olan Kuran'ın bozulmayacağına dair ayetlerde kesin bir hüküm vermiş ve kıyamet gününe kadar korunacağını şöyle bildirmiştir:
Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz. (Hicr Suresi, 9)
Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kuran) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)'tan indirilmedir. (Fussilet Suresi, 42)
Kuran'ın kıyamete dek geçerli olduğunu ve korunacağını bilen müminler bunun huzur ve güvenini yaşarlar. Kuran, insanın her hükmünden, her emrinden kesin olarak emin olduğu, kalbinde ve vicdanında hiçbir burukluk ve şüphe oluşmadan tabi olacağı bir kitaptır. İnsanların böylesine "emin" bir yol göstericisinin olması çok büyük bir nimet ve Allah Katından verilmiş bir rahmettir. Allah, Kuran'ın müminler için önemini bir ayetinde şöyle haber vermektedir:
… Biz Kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89)
Kuran'ı bilen ve kendisine rehber edinen her insan, yaratılış amacını, Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve cennetini kazanmanın yolunu, cennet ve cehennemde nasıl bir hayat olacağını, Allah'ın yaratışındaki sırları, en güzel ahlakı ve daha birçok bilgiyi en doğru ve en eksiksiz şekliyle öğrenir.
Bir insanın din hakkında sorabileceği ve kendisine başka insanlar tarafından yöneltilebilecek her türlü soru da Kuran'da cevaplanmıştır. Allah bir ayetinde bunu şöyle buyurmaktadır:
Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, Biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım. (Furkan Suresi, 33)
Kuran ayetleri ile din hakkında herşeyin bilgisi verildiği gibi, insanların ihtilafa düşecekleri hiçbir konu da bırakılmamıştır. Allah Kuran'ın indiriliş sebeplerinden birinin de insanların ihtilafa düştükleri konuların açıklanması olduğunu şöyle bildirmiştir:
Biz Kitab'ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik. (Nahl Suresi, 64)
Ayette görüldüğü gibi Kuran, Allah'a iman eden, salih kullar için büyük bir rahmet ve her konuda yol göstericidir. Allah, Kuran yoluyla bize bilemeyeceğimiz, yaratışının sırrı olan konuları bildirir ve tüm insanları bu bilgilerle uyarır. Örneğin Kuran'da şeytanın varlığı, özellikleri, amacı, insanlara hangi yönlerden yaklaşabileceği, ne gibi yöntemler kullanabileceği, şeytanın sinsi karakteri ve daha pek çok bilgi verilmektedir. Bunun da ötesinde, bir insanın şeytanın etkisinden nasıl çıkabileceğinin yolu gösterilmektedir. Kuran'da şeytan hakkında anlatılanlar müminler için çok büyük bir kolaylıktır; çünkü bu sayede şeytan gibi sinsi ve kendilerine görülmez yollarla yaklaşan bir düşmana karşı insanlar daima uyanık olurlar.
Kuran son derece anlaşılır ve herkese hitap eden bir kitaptır. Dolayısıyla insanların ahiret gününde Allah'a dünya hayatında yaptıkları için hesap verirlerken, "Ben bundan habersizdim, bana bildirilmemişti" diyebilecekleri veya mazeret gösterebilecekleri hiçbir konu bulunmamaktadır. Allah, insanları Kuran aracılığı ile, en güzel şekilde uyarmış ve yaşamlarıyla ilgili en önemli konularda bilgilendirmiştir.
Allah yine bir kolaylık olarak, insanların daha kolay kavrayıp anlayabilmeleri için Kuran'da ayetleri çeşitli şekillerde açıklamıştır. Allah Kuran'ın bu üslubunu ayetlerinde şöyle bildirir:
Andolsun, Biz onlara bir Kitap getirdik; iman edecek bir topluluğa bir hidayet ve bir rahmet olmak üzere bir bilgiye dayanarak onu çeşitli biçimlerde açıkladık. (Araf Suresi, 52)
… Bak, iyice kavrayıp-anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz? (Enam Suresi, 65)
Allah'ın bu hükümlerine rağmen, bazı insanların genel olarak düştükleri önemli hatalardan biri, Kuran'ın her insan tarafından anlaşılır olmadığını düşünmeleridir. Çoğu insan Kuran'ın okunması, anlaşılması ve yaşanabilmesi için uzun yıllar süren bir eğitime ihtiyaç olduğunu zanneder. Bu hatalı yargıya varan kişilerin büyük bir kısmı ise bir kez bile Kuran'ı okumamıştır aslında. Veya okumuştur ama anlamayı denememiştir, daha başından ayetleri anlamayacağı yönünde kendini şartlandırmıştır. Halbuki Kuran, Allah'ın ayetlerinde bildirdiği gibi apaçıktır. Samimi olarak Kuran'ı okuyan her insanın kolaylıkla anlayabileceği bir anlatıma sahiptir.
Kuran'ın dilinin son derece anlaşılır olması insanlar için çok büyük bir nimettir. Allah insanların Kuran'ı rahatlıkla okuyup anlamaları için kolaylaştırdığını bir ayetinde şöyle bildirir:
Biz bunu (Kuran'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için. (Meryem Suresi, 97)
Allah, rahmetinin ve merhametinin bir sonucu olarak, insanların anlayışı için dinini bu kadar kolaylaştırmışken, insana düşen sadece Allah'ın bildirdikleri üzerinde düşünmek ve onları uygulamaktır. Ne var ki, pek çok insan böylesine kolay bir yol varken, zor olanı tercih etmektedir. Kendilerine yanlış yol göstericiler aramakta, yaşamlarının amacını öğrenebilecekleri, ebedi kurtuluşlarına vesile olacak Kuran'dan uzak yaşamaktadırlar. Nitekim bir ayette bildirildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in şöyle söylediği haber verilmektedir:
Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, buVe elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar." (Furkan Suresi, 30)
Kalpleri tatmin bulmuş olarak Allah'a bağlanan halis müminler ise Kuran'ın hüküm ve hikmet sahibi olan Rabbimiz'den gönderilmiş bir hidayet rehberi olduğunu bilirler. Allah Kuran'ın "müminler için şifa ve rahmet" (İsra Suresi, 82) olduğunu da bildirmiştir. Kuran ayetleri ile insanın aklında oluşabilecek sorular ve şüpheler tamamen ortadan kalkar ve insan kendisi için en uygun olan ahlakı ve yaşam biçimini öğrenmiş olur.
Şu çok önemli bir noktadır: Allah insanları İslam fıtratını yaşadıkları takdirde mutlu, huzurlu, aklen ve bedenen sağlıklı olabilecekleri şekilde yaratmıştır. Bunları elde etmek için Kuran'dan başka yol arayanlar binlerce, milyarlarca yıl geçse de hiçbir zaman aradıklarını bulamayacaklardır. İnsanın dünyada ve ahirette rahat etmesi için tek yol Allah'ın insanlar için indirdiği Kuran'a ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetine tabi olmasıdır. Allah'ın ayetinde bildirdiği gibi, Kuran insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran yegane hak Kitaptır:
Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim Suresi, 1)
Allah'ın kitabının nuruna uyanlar, yol göstericiliğine tabi olanlar, -Allah'ın dilemesi ile- dünyada ve ahirette daima kolaylıklarla karşılaşacak ve güzel bir hayat yaşayacaklardır.

Allah Kolay Olanı Emretmiştir

Allah Kolay Olanı Emretmiştir

İnsanların birçoğunun din hakkındaki bilgileri, küçüklüklerinden itibaren çevrelerinden edindikleri kulaktan dolma bilgilere dayalıdır. Dini, gerçek kaynağından yani Kuran'dan ve Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinden öğrenmedikleri için de, din adı altında birçok hurafeye, asılsız inanca kapılırlar. Bu inançların en tehlikelilerinden biri ise din ahlakını yaşamanın zor olduğu şeklindeki gerçek dışı inançtır.
Tarih boyunca, dini özünden saptırmayı amaçlayan ve dinin yaşanmasını engellemek için türlü yöntemler deneyen kişiler, dine birçok zorlaştırıcı uygulama ve hurafe katmaya çalışmışlardır. Kendi türettikleri yanlış uygulamalar yüzünden bilerek veya bilmeyerek insanların dinden uzaklaşmalarına sebep olmuşlardır. Oysa, Allah'ın Kuran'da bildirdikleri ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünneti bize din ahlakının yaşanmasının samimi insanlar için son derece kolay olduğunu öğretmektedir.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Allah evrendeki herşey gibi insanı da yoktan var etmiştir. İnsanı en iyi tanıyan, ona şah damarından daha yakın olan Allah, dini de insanın yaratılışına uygun yaratmıştır. Allah bir ayetinde insanın din ile fıtratına (yaratılışına) en uygun olana çağrıldığını şöyle haber verir:
Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 30)
Rabbimizin şefkat ve merhametinin bir sonucu olarak çağlar boyu gönderilmiş olan bütün hak dinler her zaman çok kolay uygulanabilir hükümlere sahip olmuşlardır. Çünkü Allah insanlar için daima kolaylık dilemiştir ve "... Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayetiyle de bu gerçeği haber vermiştir. Allah'ın sınırlarına uyan bir insan aynı zamanda, yaratılışına en uygun olan son derece güzel bir hayatı yaşayan insandır.
Bu gerçeği bilmeyen birtakım insanlar ise din ahlakının sınırları kalktığı takdirde daha rahat yaşayacaklarını; örneğin ahlaki değerlere önem vermedikleri zaman özgür olacaklarını düşünürler. Ya da dinin yaşamlarını zorlaştıracak birtakım kısıtlamalar getireceğini zannederler. Halbuki bütün bunlar bazı insanların kapıldıkları çok büyük yanılgılar ve şeytanın aldatmacalarıdır. Çünkü Allah'ın dinini yaşamak, insanlara emrettiklerini yerine getirmek son derece kolaydır. Asıl zor olan, Yüce Rabbimiz Allah'ın bildirdiği sınırları tanımayan insanlardan oluşan bir toplumda yaşamaktır. Böyle bir yaşantı son derece kötü sonuçları da beraberinde getirir.
Öncelikle din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda veya dinsiz insanların hayatlarında daima kaos, kargaşa, huzursuzluk, korku, mutsuzluk ve stres vardır. Allah'tan korkmayan bir insan her türlü ahlaksızlığı yapar, hiçbir konuda sınır tanımaz ve dejenere bir hayat sürer. Böyle bir hayatta insanlar birbirlerine karşı fedakarlık göstermez, sevgi, saygı bilmez, maddi ve manevi destek vermezler. Bu yüzden de böyle bir yaşam hiçbir zaman, hiçbir insana mutluluk getirmez. Din ahlakının sınırları kalktığı zaman insanın huzur bulacağı ortamın tam tersi meydana gelir ve tamamıyla şeytanın istediği gibi cehenneme benzer bir ortam oluşur.
Örneğin günümüzde sıkça örneklerine rastladığımız olaylardan uyuşturucu kullanımının ve ticaretinin yaygınlaşması, fuhşun, rüşvetin, sahtekarlığın önlenemez bir hal alması gibi durumlar tamamıyla din ahlakından ve dolayısıyla manevi her türlü değerden ve güzellikten uzaklaşılmasıyla ilgilidir. Böyle ortamlarda insanlar kendilerince özgür ve diledikleri gibi davranma imkanına sahip olduklarını zannederler. Oysa, bu sınır tanımaz yaşantılarının kendilerine getirdiği maddi ve manevi yıkım, kendilerince "özgürlük olarak adlandırdıkları hislerden çok daha büyüktür. Düşünün ki, fuhuştan, uyuşturucudan veya alkolden sağlığı bozulmuş, bedeni yaşına göre çok daha hızlı yaşlanmış, saçları, cildi parlaklığını ve canlılığını yitirmiş, bitkin, sefil bir hayat süren insanların kazancı ne olabilir? Gerçekten de sınır tanımazlık, ahlakı hiçe saymak, amacı olmayan ve sonunun yokluk olduğu sanılan bir yaşamı sürdürmek, istisnasız her insanda fiziksel ve ruhsal olarak çok büyük tahribatlar meydana getirir. Üstelik bu sonuçlar herkesin görebileceği, asla inkar edemeyeceği kadar açık ve kesindir.
Burada verilen örneklerin çok uç örnekler olduğunu düşünenler olabilir. Ancak şu bir gerçektir ki, insan din ahlakından ne kadar uzak yaşarsa, Allah'ın sınırlarını ne kadar tanımazsa o kadar mutsuz ve zor bir hayat yaşar. Bir insanın burada verilen örneklerdeki kadar uç bir hayat yaşamıyor olması ise, onun kolay ve mutlu bir hayatı olduğu anlamına gelmez. Belki yukarıda söz ettiğimiz insanlara göre biraz daha rahat bir hayat yaşar. Ama gerçek mutluluğu ve huzuru asla bulamaz. Üstelik sonuç olarak da bu insan, Allah'ın emirlerinden uzaklaştığı için büyük bir pişmanlık duyacağı, zorlukların ve acıların en büyüklerini yaşayacağı ahiret hayatı ile karşılaşır.
Allah'tan korkan ve din ahlakının gereklerini eksiksiz olarak yerine getiren insanlar ise hem dünyada hem de ahirette büyük bir kazanç içindedirler. Herşeyden önce, Allah'a itaat etmenin manevi hazzını ve vicdani rahatlığını yaşarlar. Onlar için daima bir müjde ve güzellik vardır. Allah, rızasına uyanları ve sınırlarını koruyanları bir ayetinde şöyle müjdelemektedir:
Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 112)
Vicdanına ters düşerek, Allah'ın sınırlarını korumak konusunda gevşek davrananlar veya imanı çirkin görerek, imansızlığı güzel görenler ise, dünyada da ahirette de zorluk ve sıkıntılarla karşılaşacaklardır. Allah bir ayetinde şöyle bildirir:
... Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse, gerçekte o, kendi nefsine zulmetmiş olur... (Talak Suresi, 1)
Din ahlakını yaşamanın zor olduğunu zanneden insanların yanı sıra yukarıda söz ettiğimiz gibi dini yaşamayı zor gösteren insanların durumu vardır. Bu, aslında şeytanın insanlara bir tuzağıdır. Allah'ın haram kılmadığını, haram gibi gösterip, daha çok yasak oluşturmayı bu insanlar bir üstünlük zannederler. Dahası, kendi koydukları bu kurallara da gereği gibi riayet etmez ve bir de bunun vicdani çöküntüsünü yaşarlar. Allah, bir ayetinde, Hz. İsa (as)'dan sonra İseviliği saptıran Hıristiyanları bu konuya bir örnek olarak vermektedir:
Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır. (Hadid Suresi, 27)
Bu sebeple Allah inananları bu tehlikeye karşı uyarmış ve dinde aşırılığa gidenlerin doğru yoldan saptıklarını Kuran'da bildirmiştir:
De ki: "Ey kitap ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun heva (istek ve tutku)larına uymayın." (Maide Suresi, 77)
İnsanın tek yapması gereken Kuran'da Allah'ın insanlara emrettiklerini yerine getirmek ve yasakladıklarından da kaçınmaktır. Allah herşeyi insanlar için kolay kılarken dini zorlaştırmaya çalışanlar, ahirette bunun sorumluluğunu yüklenmiş olarak hesap verirler. Herşeyde olduğu gibi bu konuda da Peygamber Efendimizin hayatı ve uygulamaları bize en güzel örnektir. Bir hadisinde mübarek Peygamberimiz (sav) Allah'ın sınırlarından ayrılmamayı ve aynı zamanda sınırları aşmamayı müminlere hatırlatmış ve dinin kolay olduğunu belirtmiştir:
"Din kolaydır. Kimse dine karşı şedid olamaz. Zira dine mağlub düşer. (Yani dinin kolaylığına intibak etmeli. Sıkı tutayım diyen aciz kalır.) Hattı hareketinizi doğrultun, (hududa) yakın olun." (RamuzEl-Hadis, 1. Cilt, s.98)
İnsanların dini, Peygamber Efendimizin yukarıdaki hadisiyle bildirdiği şekilde değerlendirmeleri gerekir. Yani Allah'ın açık ve anlaşılır kıldığı, kolaylıkla uygulanabilecek hükümleri anlaşılmaz ve zor göstermeleri büyük bir hatadır. Nitekim Allah Kuran'da bildirdiği hükümleri her şart ve ortamda, her insanın rahatlıkla uygulayabileceği şekilde kolaylaştırmıştır. İlerleyen bölümlerde, Allah'ın hükümlerinde, helal ve haram sınırlarında insanlara tanıdığı kolaylıklardan bazılarına yer verilecektir.

Yiyecekler Konusunda Tanınan Kolaylıklar

Allah rızık olarak insanlara çok fazla nimet vermiştir. Renk renk meyveler, çeşit çeşit yiyecekler, sebzeler, etler, içecekler, yemişler… Her biri insanların hizmetine sunulmuştur. Ve Allah "Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı." (Maide Suresi, 4) ayetiyle, insanlara bütün temiz yiyeceklerin helal kılındığını bildirmiştir.
Allah'ın insanlara haram kıldığını bildirdiği yiyecekler ise, ölü eti, kan, domuz eti gibi, zaten insanlar için zararlı ve temiz olmayan yiyeceklerdir. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla- (bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (Enam Suresi, 145)
Ayette haram olan yiyecekler için geçen "murdar" (pis) ifadesinin pek çok hikmeti vardır. Çünkü domuz eti gerçekten insan vücuduna zarar verecek özelliklere sahiptir.
Örneğin domuz eti çok yağlıdır, yenildiği takdirde bu yağ kana geçer. Kandaki bu fazla miktardaki yağ atar damarların sertleşmesine, tansiyon yükselmesine ve kalp enfarktüsüne sebep olur. Ayrıca domuz yağı içerisinde "sutoksin" denilen zehirli maddenin dışarı atılması için, lenf bezlerinin normale göre daha fazla çalışması gerekir. Bu durum özellikle çocuklarda lenf düğümlerinin iltihaplanması ve şişmesi şeklinde kendini gösterir. Bunların dışında domuz eti bol miktarda kükürt içerir. Vücuda fazla miktarda alınan kükürt; kıkırdak, kas ve sinirlere oturarak eklemlerde iltihaplanma, kireçlenme ve bel fıtığı gibi çeşitli hastalıklara yol açar. Bütün bunların yanında çeşitli deri hastalıkları ve trişin gibi (trişin sadece domuz yoluyla geçer ve insanlarda öldürücü bir durum meydana getirir) ciddi hastalıklara da sebep olmaktadır. (Burada domuz etinin yalnızca bilinen genel birkaç zararına dikkat çekilmiştir.)
Görüldüğü gibi, insana zarar verecek olan yiyeceklerin haram kılınması da insanlara sunulmuş bir kolaylık ve korumadır.
Ancak burada bir noktaya daha dikkat çekmekte yarar vardır: Elbette bir şeyin haram ya da helal olması tamamiyle Rabbimiz'in emriyledir. Ve insan sadece Allah'ın emrine göre hareket etmekten sorumludur. Allah bir yiyeceğin haram olmasının hikmetlerini dilerse insanlara gösterir, dilemezse göstermez. Ama Allah insanlara bir kolaylık olması, kalplerinin tam olarak tatmin bulması için, yukarıda verdiğimiz örnekten anlaşıldığı gibi bu hikmetleri insanlara birçok vesile ile göstermektedir.
Allah Kuran'da yasaklanan yiyeceklerden bahsederken insanın başına gelebilecek her türlü durumda nasıl davranması gerektiğini de açıklamıştır. Böylece insanların beklenmedik durumlarda tereddüt yaşamaları engellenmiştir. Bu konudaki bazı ayetler şöyledir:
Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin. O, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nahl Suresi, 114-115)
Bu ayetin ardından Allah'ın bağışlayan ve esirgeyen olduğunun hatırlatılması da müminlere rahatlık veren ve onları müjdeleyen bir ayettir. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. Hata yapabilir, unutabilir, dalabilir, iradesiz davranabilir. Ancak, Allah, samimi olarak tevbe ettiğinde kendisini bağışlayacak ve esirgeyecektir.

Allah'ın Namaz Kılanlara Verdiği Kolaylıklar

5 vakit namaz kılmak Müslümanın bütün hayatı boyunca, aksatmadan yapacağı, Allah'ın belirlediği vakitlerde farz olan bir ibadettir. İbadetlerini yerine getirmeyen insanlar, namaz kılmayı da genellikle yaşlılık dönemlerine bırakırlar. Halbuki namaz da tüm diğer ibadetler gibi son derece kolay yerine getirilebilecek bir ibadettir.
Şunu belirtmek gerekir ki, Allah bir insan için neyi farz kılmışsa, o insan kulluk vazifesi olarak onu yapmakla yükümlüdür. Bunun karşılığında ise Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmayı umabilir. Allah'ın insanlara farz kıldığı ibadetlerde kolaylık kılması ise Allah'ın merhametinin ve şefkatinin bir göstergesidir. Buna rağmen, Allah'ın emirlerine uymayanların ise ahirette, güçlerinin yetmediğine veya zor geldiği için yapamadıklarına dair hiçbir mazeretleri olmayacaktır. (Allah'ın Kuran'da bildirdiği ve bir sorumluluk yüklemediğini belirttiği insanlar hariç olmak üzere) Örneğin, abdest almak son derece kolay kılınmıştır. Hatta, bir insanın abdest almak için su bulamaması durumuna karşın Allah "teyemmüm etme"yi yol olarak göstermiştir ki, teyemmüm her koşulda kolaylıkla yerine getirilebilir. Allah su bulamayanların nasıl teyemmüm edeceklerini bir ayetinde şöyle bildirir:
"... Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz." (Maide Suresi, 6)
Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi, Allah insanlara güçlük çıkarmak istemez. Kuran'da bildirilen her konuda Allah insanlar için kolaylıklar vermiştir. Allah'ın insanlar için emrettiği ibadetler iman edenler için son derece kolaydır. Allah, sonsuz rahmeti ve merhameti ile insanlar için en kolay ve en güzel olan ibadetleri ve yaşam şeklini bildirmiş ve bunlara uyanları ise, rızası, rahmeti ve cenneti ile müjdelemiştir.

Namazın Kısaltılabileceği Durumlar

Kuran'da belirli dönemler için bildirilmiş kolaylıklar da vardır. Örneğin Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) döneminde inkarcı topluluğu ile karşı karşıya olan müminlerin, o esnada ibadetlerini güvenlik içersinde yerine getirebilmeleri için Allah bir kolaylık göstermiştir. Müminlerin namazı zaruri durumlarda kısaltabileceklerini şöyle açıklamıştır:
Yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır. (Nisa Suresi, 101)
Bu ayetten de anlaşıldığı gibi, Allah'ın her hükmü ve her emri müminlerin her biri için ayrı ayrı hikmet ve hayırlarla doludur. Allah kulları için zorluk istemez. Allah, müminlerin gerçek dostu ve tek vekilidir.

Oruç İçin Sağlanan Kolaylık

Allah Müslümanlara Ramazan ayı içerisinde oruç tutmalarını emretmiştir. Ancak Allah ayetleriyle istisnai durumları yani hastalık, yolculuk hali durumlarını da açıklayarak insanlar için zorluk dilemediğini kolaylık dilediğini bir kez daha bildirmiştir:
"Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz.(Bakara Suresi, 185)
Allah'ın hükümleriyle ilgili ayetlerinde, insanlar için kolaylık dilediğini bildirmesi, dinin kolaylığının düşünülerek anlaşılması gerektiğini de göstermektedir. Zorluk yaşayacaklarını zannederek, ibadetlerini yerine getirmekten kaçınanlar büyük bir yanılgı içindedirler ve dini yanlış tanımaktadırlar.

Allah'ın Sorumluluk Yüklemedikleri

Allah'ın merhametinin başka bir tecellisi olarak, güç yetiremeyecek olanlara diğer insanlara yüklenen sorumluluklar yüklenmemiştir. Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirir:
Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt çevirirse, onu acı bir azab ile azablandırır. (Fetih Suresi, 17)
Allah sakatlığı olan insanların ibadet sorumluluklarını kaldırırken rahmetini ve sonsuz şefkatinin bir kanıtını daha insanlara göstermektedir. Bir ayette Allah'ın insanlara güçlük çıkarmadığı ve bunun O'nun şefkatinin ve merhametinin bir göstergesi olduğu şöyle ifade edilmektedir:
… Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Bakara Suresi, 220)

Rastgele Söylenen yeminlerde Gösterilen Kolaylık

Yemin etmek, genelde bazı insanlar arasında ağız alışkanlığı olarak yapılan yaygın bir davranıştır. Özellikle birine söz verirken insan alışkanlıkla yemin edebilir. Yeminlere sadakat, verilen sözde durmak ise Allah'ın Kuran'da emrettiği bir mümin özelliğidir. Ancak insan, unutkan bir varlıktır, bazı durumlarda dalgınlıkla yapacağı işi veya verdiği sözü unutabilir. Bu, çok doğal, insani zayıflıklardan meydana gelen bir hatadır. İşte bu durumda Allah, rastgele, ağız alışkanlığı ile, dikkatini tam vermeden edilen yeminlerden insanları sorumlu tutmayarak, müminlerin üzerinden bu sorumluluğu almıştır. Edilen yeminlere sadakat ahirette sorulacaktır, ancak Allah'ın Kuran'da istisna kıldıkları, rastgele ve amaçsızca söylenen yeminlerdir. Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirir:
Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır. (Bakara Suresi, 225)
Allah'ın yemin konusunda kıldığı bir başka kolaylık daha vardır. Bir amaç üzerine, bilinçli olarak Allah adına yemin eden, sonra da bu yeminini bozmak isteyenler için, Allah bir kolaylık yolu göstermiştir. Bu da yeminlerin kefaretle çözülmesidir:
Allah, yeminlerinizin (kefaretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kıldı… (Tahrim Suresi, 2)
… ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz. (Maide Suresi, 89)
Ayetlerden anlaşıldığı gibi Allah her iki durumda da insanların dine uygun hareket etmeleri için kolaylık göstermektedir. Güzel ve doğru olan elbette yeminlerin korunmasıdır. Ancak bir insan verdiği sözü unutabilir veya söz verdiği dönemdeki koşullar değişebilir ve o kişi sözünü tutamayacak bir duruma gelebilir. Allah, insanlar için kolaylık dileyerek, yeminlere kefaret olacak durumları bildirmiş ve her insan için bir yol göstermiştir. Ayrıca yemini bozma konusunda kefaret gibi bir şartın emredilmesi, insanın vicdanının sesini dinlemesi için de bir kolaylıktır. Yeminini bozan kişi, kefaret ödemek durumunda olacağı için, yeminini gerçekten bozması gerekli mi yoksa sözünü hala yerine getirebilir mi, diye bir kez daha düşünecek bunun sonucunda en vicdanlı ve en doğru kararı verecektir.
Allah dinini son derece kolay kılmıştır. İslam dini, her zaman için ve her konuda kolaylık dinidir. İnsan samimi dindar olmaya, Rabbimiz'in nimetleri karşısında şükredici bir kul olmaya niyet ettiğinde, din ahlakını yaşama konusunda hiçbir zorlukla karşılaşmayacaktır.